The Terms (Kısa Film)

Evini babasının inadına ateşe vermeye çalışan bir genç ve çocuğunu engelli olduğu için öldürmek isteyen baba. İkisi arasındaki ilginç pazarlık. Bu filmdeki bakış açısını çok seveceksiniz.

Yapım : ABD / 2010
Yönetmen : Jason LaMotte
Senaryo : Jason LaMotte
Oyuncular : Ciaran Flynn, Gary Lewis

Güzel İnsan Aşık Veysel Şatıroğlu’nun 41inci Ölüm Yıldönümü

ResimBüyük Halk Ozanı Aşık Veysel’in yaşamı, 41inci ölüm yıldönümünde sinema perdesine aktarılıyor. Projeyi hayata geçiren, Bilal Babaoğlu. Zaten senarist olan Babaoğlu, Aşık Veysel’in kişiliğine ve sanatına yakışır bir proje çıkarmak için yoğun çaba gösteriyor.

Filmin adının “Uzun İnce Yol” olacağını söyleyen Babaoğlu, filmde Aşık Veysel’in torunu Yeliz Şatıroğlu’nunda rol alacağını söylüyor. Tiyatro oyuncusu olan Yeliz Şatıroğlu, babaannesi olan Gülizar’ı canlandıracak. Aşık Veysel’i kimin canlandıracağı ise, sır gibi saklanıyor. 5 Ağustosta Sivas’ta başlayacak olan çekimleri merakla bekliyoruz.

Aşık Veysel Şatıroğlu’nun Yaşamı;

Bugün Aşık Veysel’in vefatının 41. yıldönümü. Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Kendisi bizim yan köylümüz olur. Evi müze olarak ziyarete açıktır.

Resim                                                   Resim

Aşık Veysel, anadolu köylerinde sıradan olan bir doğum yöntemiyle dünyaya gelmiştir. Aşık Veysel’in annesi olan Gülizar Ana, Sivrialan Köyü yakınlarındaki Ayıpınar Merasına koyun sağmaya gitmektedir. Yolda meraya giderken sancısı tutmuş ve oracıkta doğurmuştur Aşık Veysel’i. Göbek bağını kendi kesmiş, bir çaputa bağlayarak yürüyerek köye geri dönmüştür evladıyla.

Resim

Veysellere yörede “Şatıroğulları” denmektedir. Ve Aşık Veysel’in babası“Karaca” lakaplı Ahmet’tir. Aşık Veysel’in dünyaya geldiği sıralarda, Sivasyöresinde çiçek hastalığından dolayı çok fazla ölüm gerçekleşmektedir.Hatta Aşık Veysel’den önce iki kız kardeşi, çiçek hastalığından dolayı yaşamlarını yitirmişlerdir. 

 

 

 

 

Resim

Aşık Veysel’in yedi yaşına girdiği 1901 senesinde, Sivas’ta çiçek hastalığı tekrar yaygınlaşmaya başlar. Ve Şatıroğlu o yılları şöyle anlatmaktadır; “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım. Çiçek zorlu geldi. Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bu gündür dünya başıma zindan.”

 

 

 

Resim

Veysel düşerken elinin sıyrıldığı ve ordaki kanı gördüğü söylenir. Bu yüzden dolayı hatırladığı son şey “Kırmızı”dır. Eşi Gülizar Ana bu olayı şöyle anlatır; “Bilinmez değilsin, renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı. Gözleri gönlüne çevrilmeden önce, yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı. Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.”

 

 

Resim

Anlatılana göre, Aşık Veysel’in sağ gözünde görme şansı varmış. Sağ gözü bir süre ışığı görüyormuş. O zamanlarda yakınlarda sadece, “Akdağmadeni” ilçesinde doktor varmış. Babasına, “Akdağmadeni’nde doktor var, çocuğu oraya götür görme şansı olabilir” demişler. Babasıda sevinmiş. Keza şanssızlıklar bırakmamış Veysel’in peşini. Birgün babası Aşık Veysel inek sağarken yanına gelmiş. Veysel aniden dönüverince, babasının elindeki değnek Veysel’in gözüne gelmiş ve umut ışığı olan gözünüde burada kaybetmiş kendisi.

 

Resim

Ali ve Elif adından iki kardeşi varmış Aşık Veysel’in. Bu acı olay üzerine herkes günlerce gözyaşı dökmüş. Küçük bir çocuğun yaşadığı şanssızlıklar ve imkansızlıklar yüreğini dağlamış insanların. O günden sonra kız kardeşi olan Elif gezdirmeye başlamış Veysel’i. Elinden tutar nereye isterse o götürürmüş. Bu yaşanan acı olayın sonunda, başka birine dayanarak yaşamak, hareket etmek git gide içine kapanmasına neden olmuş Aşık Veysel’in. 

Babası bu duruma çok içerlenmiş. Kendisi zaten evveliyatından severmiş şiiri, sözü, sazı. Oğlunun acısını unutturmak için tutuşturmuş eline sazı ve Pir Sultan’ın deyişlerini, aşıkların şiirlerini okumuş ona öğretmiş. Acısını unutsun diye eline verdiği sazı bir daha hiç bırakmamış Aşık Veysel. Kederini elemini saza dökmüş, tellere.

 

Resim

Zaman zaman köye uğrayan ozanlar, Şatıroğlu Ahmet’in evine misafir olur, çalar söylerlermiş. Keyifle ve bir o kadar da merakla dinlermiş Aşık Veysel. Komşuların olan Molla Hüseyin, Veysel’in sazını düzenler, kopan tellerini tamir eder ve ona öğretmenlik edermiş. İlk saz dersini, babasınında arkadaşı olan Divriği’nin Çamışıhılı Köyü’nde Ali Ağa’dan almaya başlamış. Aşık Ala da denilen Ali Ağa çalmış, söylemiş. En güzel türkülerle deyişlerle karanlık dünyasına ışık olmuş Veysel’in. 

 

 

Resim

Aşık Veysel’in hayatında yaşadığı ikinci mühim eksiklikse, seferberlik zamanında olmuş. Kardeşi Ali dahil, köyündeki çevresindeki bütün akraanı olan erkekler savaşa katılmış ama Aşık Veysel bundan da mahrum kalmış, kendini daha bir eksik hissettiğini belirtmiştir. Kendini iyice yalnız hisseden Aşık Veysel, kendini küçük bahçelerindeki armut ağcının altında bulmakta. Orda yaşamakta hatta ağaçların tepelerine çıkarak derdini kederini göklere anlatmaktadır. O günlerini Aşık Veysel şöyle anlatır Enver Gökçe’ye; “Eve girerim, yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. Ben onlara derdimi, dokunmasın diye, açamam. Onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim, öyle ki, sazdan bile farır gibi oldum.”

 

 

 

Resim

Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i Esma adında, akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar. Esma’dan bir kız, bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölüyor. Veysel’in acıları bununla da bitmiyor; aksilikler, talihsizlikler üst üste gelmeye başlıyor. 1921’in 24 Şubat’ında annesi, ondan on sekiz ay sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ, bostan işleriyle uğraşıyor. Köye de bir çok âşık gelip gitmekte, Karacaoğlan’dan, Emrah’tan, Âşık Sıtkı, Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirler. Köy odalarındaki bu âşık fasıllarından Veysel de geri kalmamaktadır.

 

Resim

Ağabeyi Ali’nin bir kızı daha olduğundan ötürü, bir hizmetkar tutuyorlar Şatıroğulları. Ama bu yanaşma Veysel’in kalbinde bir yara daha açıyor. Bir gün Veysel hasta yatarken, kardeşi Ali’de keven toplamakta iken, Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırıyor bu yanaşma. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha ekleniyor böylece. Aşık Veysel eşinin kaçabileceğini önceden hissetmiş olacakki. kenarda birikmiş olan parasını eşi Esma’nın ayakkabısının içerisine koyuyor. Eşi Esma bu yanaşmayla kaçınca zora düşmesin ihtiyacı olur diye bütün parasını ona veriyor. Esma yorulup bitkin düşüyor, bir dere kenarında ayakkabısını çıkarmak istiyor ve paraları orada buluyor. 

 

Resim

Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir;  Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne götürerek iki üç ay beraber yaşıyorlar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman, Sivas’lı Kalaycı Hüseyin, Veysel’e yol arkadaşlığı ediyorlar. Dönüşte Veysel, Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğrayarak 9 liraya güzel bir saz alıyor. Sivas’tan Sivrialan’a dönerlerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybediyorlar. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara veriyorlar. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evleniyor. 1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söylüyor. Cumhuriyet’in onuncu yıldönümünde A. Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları Cumhuriyet ve Gazi Mustafa Kemal üzerine şiirler yazıyorlar. Bunlar arasında Veysel’de var. Veysel’in günışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası” dizesiyle başlayan şiir oluyor. Bu şiirin gün yüzüne çıkışı, Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması oluyor.

Resim

O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey, Veysel’in bu destanını çok beğeniyor, “Ankara’ya gönderelim” diyor kendisine. Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye vefalı arkadaşı İbrahim ile yayan yola düşüyor. Karakışta yalınayak, başı kabak yola çıkan bu iki arı gönül, bu iki insan örneği, üç ay yol çiğneyerek Ankara’ya geliyorlar. Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde kırkbeş gün misafir kalıyor. Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmuyor. Eşi Gülizar Ana: “Ata’ya gidemediğine bir, askere gidemediğine iki; yanardı ki o kadar olur…” diyor. Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye veriliyor. Destan gazetede üç gün boyunca yayınlanıyor. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya, dolaştığı yerlerde çalıp söylemeye başlıyor, seviliyor, saygı görüyor. Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yapıyor. Bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı buluyor, şiirini iyiden iyiye geliştiriyor. 21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumuyor güzel insan. Türkülerini saygı ve sevgiyle dinliyor, bize kattığın bu güzel eserler için sana teşekkür ediyoruz. 

Yazının bazı kısımları bana ait bazı kısımlarıysa alıntıdır.

NASA’nın Yayınladığı Muhteşem Fotoğraflar

“Gravity” filminin gişe rekorları kırması üzerine, Nasa Goddard Uzay Uçus Merkezi Flickr’da “gravity” başlıklı fotoğraflar yayınladı.

Yayınlanan fotoğraflar gerçekten nefes kesici.

1.

Resim

2.

Resim

3.

Resim

4.

Resim

5.

Resim

6.

Resim

7.

Resim

8.

Resim

9.

Resim

10.

Resim

Kaynak; http://www.mymodernmet.com/profiles/blogs/nasa-goddard-space-photos

Follow DarKafa Sanat Tasarım ve Teknoloji Haberleri on WordPress.com

Blog İstatistikleri

  • 252,098 kişi buradaydı.

Yazarlar

%d blogcu bunu beğendi: